Fransa'da İçişleri Bakanı Sarkozy'yi töhmet altında bırakan asılsız rüşvet ihbarı CD'si yüzünden patlak veren skandal büyürken, suçlamaların yöneldiği Başbakan De Villepin'in istifası konuşuluyor
2004'te yargıç Renaud Van Ruymbeke'e ulaştırılan basit bir CD-ROM, iki yıl içinde Fransa'da Başbakan Dominique de Villepin hükümetini tehdit eden bir silaha dönüştü. İmzasız ihbar mektubu niteliğindeki CD, Fransa'nın 1991'de Tayvan'a yaptığı 2.8 milyar dolarlık firkateyn satışından siyasi yelpazenin sağında ve solunda önde gelen bazı politikacıların rüşvet aldığını ve bunu Lüksemburg'daki finans kuruluşu Clearstream'de açtıkları gizli hesaplarda tuttuklarını ileri sürüyordu. Yargıç Ruymbeke hemen soruşturdu ve bir yıl içinde imzasız CD'deki iddiaların gerçek olmadığını gördü. Sıra CD'yi kimin gönderdiğini ortaya çıkarmaya gelmişti. Çünkü rüşvet almakla suçlananlar arasında şimdiki İçişleri Bakanı Nicolas Sarkozy ve eski Maliye Bakanı sosyalist Dominique Strauss Kahn'ın adları da yer alıyordu. İki siyasetçinin de 2007'deki cumhurbaşkanlığı seçiminde aday olması bekleniyor.
Kıyamet kopuyor Hükümet ve Başbakan De Villepin'i sarsan gelişmeler ise bundan sonra meydana geldi. Başbakan De Villepin'in müfettişlere Sarkozy'nin rüşvet olayına bulaşıp bulaşmadığını araştırmalarını söylediği, iddianın asılsız olduğunu öğrenmesine karşın rakibini karalamak için soruşturmayı durdurmadığı ileri sürülmeye başlandı. Sarkozy ve Strauss Kahn, "iftiracının" bulunması için yargıya suç duyurusu yaparken, bunun siyasi rakiplerinin bir komplosu olabileceği imasında bulundular. Le Monde gazetesi, eski istihbaratçı General Philippe Rondot'nun polise verdiği 20 sayfalık şok ifadeyi ele geçirdiğini belirterek, Rondot'nun burada "Sarkozy'yi araştırma emrini Cumhurbaşkanı Chirac'ın isteğiyle Başbakan De Villepin verdi" dediğini öne sürdü. Le Monde ve Le Figaro'daki iddialara göre Rondot, De Villepin ile 9 Ocak 2004'te görüştüğünü ve De Villepin'in Sarkozy'nin soruşturulmasını istediğini polise anlattı. CD'deki iddialar süreç içinde karmaşık bir komploya dönüşme sinyali verirken, polis Savunma Bakanı Michele Alliot Marie'nin ofisini bastı, belgelere el koydu. Cumhurbaşkanı Chirac ile Başbakan De Villepin yaptıkları açıklamalarda, Sarkozy ve öteki siyasileri kasten temize çıkarmamakla ilgili suçlamaları kesin dille reddederken, polisin Fransa tarihinde görülmemiş bir şekilde Başbakan De Villepin'in ofisini de arayabileceği ve bunun da ilk iş sözleşmesi dolayısıyla itibarı iyice zedelenen De Villepin'e nihai bir darbe olacağı söyleniyor.
"Aşk ve Gurur" filmindeki rolüyle En İyi Kadın Oyuncu dalında Oscar'a aday gösterilen Keira Knightley, Chanel'in yeni yüzü oldu. Knightley en son, FHM dergisinin En Seksi 100 Kadın anketinde okuyucuların oylarıyla birinci seçildi
Son dönemde yıldızı parlayan oyunculardan biri Keira Knightley. Bu yıl "Aşk ve Gurur" filmiyle Oscar'a aday gösterildi. Geçen ay, Fransız modaevi ve kozmetik devi Chanel'in yeni yüzü oldu. Markayla üç yıllık anlaşma imzalayarak Kate Moss'u bu yarışta geride bıraktı. Chanel, Knightley'nin Chanel No.5'in tanıtımlarında yer alan Catherine Deneuve ve Nicole Kidman gibi zarif, güzel ve çağdaş olduğunu açıklamıştı. Knightley en son FHM dergisinin En Seksi 100 Kadın anketinde okuyucuların oylarıyla birinci sıraya oturdu. 1985'te doğan Knightley'nin annesi ve babası da oyuncuydu. Daha üç yaşındayken oyunculuk yapmak istediğini söylese de ailesinden ret cevabı almıştı. O kadar ısrarcıydı ki, altı yaşına bastığında anne ve babası ona "tamam" demek zorunda kaldı. Anlaşmalarına göre, okuma zorluğu çeken Knightley tatillerde de çalışmak zorundaydı ve ancak eğitimiyle çakışmadığı sürece prodüksiyonlarda rol alabiliyordu.
Rollerini hep akıllıca seçti
Keira dokuz yaşında, "A Village Affair" adlı ilk filminde oynadı; bunun ardından birkaç filmde daha ufak roller aldı. Daha sonra "Yıldız Savaşları-Gizli Tehlike"de Kraliçe Amidala'nın yerine geçen nedimeyi canlandırdı. Bu filmde, Natalie Portman ile birbirlerine o kadar benzemişlerdi ki anneleri bile onları ayırt edemedi. Knightley aralarında "Oliver Twist" de olmak üzere çeşitli televizyon dizilerinde oynadı. 2001'de Hollywood'un yeni keşfettiği diğer oyuncularla birlikte gerilim filmi "Delik"te rol aldı. Ancak Knightley ilk çıkışını 2002 yılında, dünyada beklenmedik bir şekilde popüler olan "Hayatımın Çalımı Beckham" ile yaptı. Bu rolü oynamak için 20 hafta futbol dersi aldı. Önemli futbolcuları eğiten koçu, onun Michael Owen'dan daha yetenekli olduğunu açıkladı. Bu filmde yakaladığı başarının ardından Knightley'ye teklifler yağdı. Daha sonraları, 17 yaşında şöhretle tanışmış olmaktan pişman olduğunu söyledi.
Gururlu fakir kız Hugh Grant ve Colin Firth gibi İngiliz tiyatrosu ve sinemasının usta isimlerinin buluştuğu "Aşk Her Yerde" adlı romantik komedide diğer oyuncular arasından sıyrıldı. 2003 yapımı "Karayip Korsanları"nda, genç İngiliz oyuncu Orlando Bloom'un aşık olduğu kraliyet mensubu kızı canlandırdı. 2004 yapımı "Kral Arthur"da elinde kılıç şövalyelerle savaş meydanında birlikte çarpışırken gördük. 2005'te Adrien Brody ile "Çıldırış" adlı filmde başrolü paylaştı. En son olarak da Oscar'a aday olduğu "Aşk ve Gurur"da zengin adama aşık olan gururlu fakir kızı canlandırdı. Genç yaşına rağmen, Knightley hep akıllı film seçimleri yaptı. Akıllarda soru işareti yaratan bir projeye dahil olduğu ve ayağı kayacak izlenimini verdiği her sefer, ardından çok daha iyi bir filmle doğru zamanda karşımıza çıkıyor. Bu kadar kısa bir süre içerisinde bilimkurgudan tutun da aksiyon, drama, hatta komediye kadar farklı türde filmlerde rol alarak izleyiciye her rolün altından kalkabildiğini kanıtladı. Hollywood'un maymun iştahlı bir endüstri olduğunun farkında olsa da Knightley, kendisi gibi olmak istiyor ve oyunculuk kariyerinin insanın kişiliğini değiştirmemesi gerektiğine inanıyor. Cüzdanını şişiren değil, oyunculuğunu geliştirecek filmlere odaklanıyor.
Kalaşnikov'un üreticisi olan şirket, kısa süre önce Türkiye ile lisans anlaşması imzaladıklarını açıkladı. Dünyaca ünlü silahın yaratıcısı Rus General Mihail Kalaşnikov da Milliyet'e konuştu
Dünyanın en ünlü silahını yaratan Rus General Mihail Kalaşnikov, adını taşıyan otomatik tüfeklerin teröristlerin eline geçmesinden sorumluluk duymadığını söyledi. "20. yüzyılın en önemli buluşları" arasında sayılan silahın mimarı Kalaşnikov, Moskova'daki basın toplantısının ardından Milliyet'in sorularını yanıtladı. 87 yaşında olmasına ve duyma zorluğu çekmesine karşın her gün İjevsk kentinde bulunan silah fabrikasındaki işine giden emekli general, silahı 1947'de, 2. Dünya Savaşı'nda Nazilere duyduğu nefret sonucu geliştirmeye karar vermiş. Kalaşnikov, "Bana rahat uyuyup uyumadığımı soruyorlar. Vicdanım rahat. Vatanımı korumak için yaptığım silahın kötü ellere düşmesinin suçlusu politikacılardır" dedi. 60 yılda 100 milyondan fazla üretilen ve 50 ordu tarafından kullanılan Kalaşnikov, altı ülkenin de devlet ambleminde yer alıyor. Her yıl üretilen 1 milyon tüfeğin yüzde 90'ı kaçak yapılıyor. Kalaşnikov, "Batı'da yaşasaydım herhalde dolar milyoneri olurdum. Ama Rusya'da gördüğüm saygıyı görür müydüm, emin değilim" diye konuştu. Kalaşnikov'un ABD'li rakibi M-16'nın şimdiye kadar sadece 12 milyon adet üretildiğini belirten Kalaşnikov, "Dünyanın en basit ama en mükemmel silahını yarattım. Irak'taki Amerikan askerleri bile benim tüfeklerimi tercih ediyor" şeklinde konuştu. Rosoboroneksport şirketi yetkilisi Nikolay Şvets de Milliyet'e, kısa süre önce Türkiye ile lisans anlaşması imzaladıklarını açıkladı. Rusya'nın en ucuzunu 500 dolara (650 YTL) sattığı silahın sahtesinin fiyatı 65 dolar (yaklaşık 84 YTL) civarında.
Akdeniz Üniversitesi (AÜ) Fen Edebiyat Fakültesi Gerontoloji Bölümü Başkanı Doç. Dr. İsmail Tufan, Türkiye’de 60 yaşına gelen her 100 insandan 10’unun kronik hasta, 25’inin de engelli olduğunu belirterek "Her 100 insandan sadece 3’ü 80 yaşına ulaşabiliyor" dedi. AÜ, TÜBİTAK ve Türkiye Sosyal ve Uygulamalı Gerontoloji Derneği işbirliğinde düzenlenen 2. Uluslararası Sosyal ve Uygulamalı Gerontoloji Sempozyumu, AÜ Atatürk Konferans Salonu’nda başladı.
EN UZUN KARADENİZ KADINI YAŞIYOR
Akdeniz Üniversitesi Fen Edebiyat Fakültesi Gerontoloji Bölümü Başkanı Doç. Dr. İsmail Tufan, Türkiye’de yaşlı nüfusunun 9 milyon olduğunu ve bu rakamın 2023 yılında 24 milyona ulaşacağını bildirdi. Ortalama yaşam süresinin Japonya’da 85, İsveç’te 80, Almanya’da 78 olduğunu ifade eden Tufan, bu ülkelerde kadınların erkeklerden 10 yıl uzun yaşadığını söyledi. Türkiye’de ortalama yaşam süresinin kadınlarda 64, erkeklerde 68 olduğunu anlatan Tufan, buna karşın 60 yaşına ulaşan kadınların yüzde 35’inin sosyal güvencesi olmadığına dikkat çekti. Türkiye’nin yaşlısına hak ettiği önemi vermesi gerektiğini dile getiren Tufan, "Türkiye’de 60 yaşına gelen 100 insandan 10’u kronik hasta, 25’i engelli. Her 100 insanın sadece 3’ü 80 yaşına ulaşabiliyor" dedi. Türkiye’de en uzun yaşam süresi ortalamasının 72 yıl ile Karadeniz bölgesinde olduğunu belirten Tufan, bu bölgede kadınların erkeklerden 8 yıl fazla yaşadıklarını kaydetti. Tufan, Türkiye’deki 9 milyon yaşlının 4,5 milyonunun Akdeniz sahillerinde yaşadığını sözlerine ekledi.
"DÜNYA NÜFUSU HIZLA YAŞLANACAK"
Eski Dünya Gerontoloji ve Geriatri Cemiyeti Başkanı Prof. Dr. Gloria Gutman da doğum ve ölüm oranlarının azalması sonucu önümüzdeki 50 yılda dünya nüfusunun hızla yaşlanacağını söyledi. Gelişmekte olan ülkelerde bunun daha yoğun görüleceğini belirten Gutman, yaşam süresinin uzamasında yüzde 50 çevresel, yüzde 25 genetik etmenlerin, yüzde 25 de şansın etkili olduğunu kaydetti. Gutman, çevresel etmenler nedeniyle Japonya’da 100 yaş ve üzerinde 20 bin kişi yaşadığını kaydetti.
Bilim, ölüme yakın deneyimler geçiren insanların, aslında gerçek dünyaya zorla sızan REM uykusu yaşadıklarını düşünüyor. Araştırmacılar, ölüme yakın deneyimler yaşayan insanların, böyle bir deneyim yaşamayan insanlara oranla rüya ve gerçeği daha fazla karıştırdığını söylüyor. Ölüm tehlikesi ya da büyük bir travma geçiren insanların çoğu, vücut dışı deneyimler yaşadıklarını, yoğun bir ışık gördüklerini ya da huzur hissetiklerini anlatıyor.
Sanılandan daha fazla
Araştırması 'Neurology' dergisinde yayımlanan ABD'nin Lexington kentindeki Kentucky Üniversitesi'nden nörofizyolog Kevin Nelson, "ölüme yakın deneyimler, aslında insanların sandığından çok daha fazla" diyor. Yapılan bazı çalışmalar, beyne elektrik akımıyla verilen uyarıların, ölüme yakın deneyimlerin etkilerini tetiklediğini gösteriyor.
Ketamin etkisi
Uyuşturucular da aynı etkiyi gösteriyor: Atları sakinleştirmek için kullanılan ve illegal bir eğlence aracı olan ketamine, bu belirtilerin çoğuna sebep olabiliyor. Fakat anlık ölüme yakın deneyimler hala açıklanamıyor. Nelson, elleri felç olan hastaların deneyimlerini okuduktan sonra bu olayı araştırmaya karar verdi. Bazı insanların uykuya dalmadan ya da uyandıktan sonra hemen sonra aynı şekilde felç geçirdiğini biliyordu. "O an beynimde bir ışık yandı" diyor.
Aynı sayıda karşıtlar
Nelson, bir vakıf yardımıyla kalp ameliyatı veya trafik kazası gibi travmatik olaylar geçirdikten sonra bu tür deneyimler yaşayan 55 kişi buldu. Ayrıca böyle bir deneyim yaşamayan aynı sayıda kişiyle de söyleşiler yaptı. Ölüme yakın deneyimler geçiren yüzde 60'ı, uykuyla uyanıklık arasında bir bulanıklık yaşadıkları en az bir olay olduğunu söyledi. Ölüme yakın deneyim yaşamayan insanlarda ise bu oran yüzde 24'te kaldı.
Beyinsapında gerçekleşiyor
Bulanık dönemler uyku felcini de içerebiliyor ya da görsel veya işitsel halüsinasyonlar rapor ediliyor. Bu olaylar, rüyada ya da REM (Rapid Eye Movement) uykusunda da ortaya çıkabiliyor ve uyanıklığa da geçiş yapıyor. REM uykusunda kaslar, kuvvet ve gerginliklerini kaybediyor ve felç gibi bir his ortaya çıkıyor. Bu evredeki görsel aktivite, ışıkla çevrilmiş olma hissinin açıklanmasına da yardımcı olabilir. REM uykusu, basit yaşamsal fonksiyonları kontrol eden ve omuriliğe yapışık bulunan beyinsapında gerçekleşiyor. "İronik olarak, beynin bu en ilkel parçası, kimileri için insanlığın tanımı olan deneyimler üretiyor olabilir" diyor Nelson.
Travma geçirmeyenleri arıyor
Nelson şimdi, travma geçirmemiş ama ölüme yaklaşan vücut dışı deneyimler yaşayan insanlar üzerine çalışarak ölüme yakın deneyimleri incelemeyi umut ediyor. Ayrıca diğer psikolojik ya da manevi (spiritüel) etkenlerin rol oynayabileceğini de gözardı etmiyor. "Bu deneyimlerin tam olarak nasıl ortaya çıktığıyla ilgileniyorum" diyor.
Brad Pitt’den hamile olan Angelina Jolie’nin sekiz yıllık "lezbiyen aşkı" olduğunu ileri sürerek dikkatleri çeken model Jenny Shimizu, şimdi de pop müziğin kraliçesi Madonna ile ateşli günler yaşadığını iddia etti. News of The World Gazetesi’ne verdiği özel röpörtajda, "Angelina’nın kocası gibiydim. Madonna ise beni seks kölesi gibi kullandı" diyen 38 yaşındaki model, ünlü şarkıcıyla yaşadıklarını en ince ayrıntısına kadar anlattı. "Madonna ve Angelina ile birlikte olmak her erkeğin fantezisidir" diyen Calvin Klein’ın yıldızı Jenny Shimizu, röpörtajında bu iki güzel kadınla birlikte olduğu için şanslı olduğunu söyledi.
KATALOGDA BEĞENDİ
Madonna’nın, kendisini bir model kataloğunda görüp beğendiğini ileri süren erkeksi görünümlü manken, ilişkilerinin nasıl başladığını da şöyle anlattı: "Madonna’nın videolarını 14 yaşımdan beri seyrederim. Bir gün onunla birlikte olacağımı hissediyordum. Beni ilişki için kendisi seçti. Katalogda beni görmüş ve beğenmiş. Bir gün ansızın arayıp yemeğe davet etti. Evine yemeğe gittim. O akşam aramızda bir şey geçmedi, ama günün birinde birlikte olacaktık. Bunu ikimiz de biliyorduk."
YUMUŞAK VE DUYARLI
Madonna’yla yemek yedikleri akşamdan hemen iki gün sonra bir partide bir araya geldiklerini söyleyen lezbiyen model, "O akşam birlikte olduk. İnanılmazdı" dedi. Madonna’nın sert görüntüsünün aksine aşk yaparken çok yumuşak ve duyarlı bir aşık olduğunu iddia eden Shimizu, ünlü şarkıcının seks için güveneceği birini istediğini de iddialarına ekledi. Jenny Shimizu, aralarında güven oluştuktan sonra Madonna’nın günün herhangi bir saati kendisini arayarak tatmin olduğunu belirterek "Madonna neredeyse 24 saat sekse açtı" dedi. "Beni seks kölesi gibi kullandı" dediği Madonna ile ünlü "Girlie Show" zamanında da buluştuğunu iddia eden model, "O Paris’te, ben de Almanya’da fotoğraf çekimlerindeydim. Gecenin bir saati benim için uçakta yer ayırtmış. Ritz Oteli’nde gecenin bir yarısı buluşup iki saat seks yaptık" dedi.
ONA HAYIR DEMEDİM
Madonna’nın inanılmaz bir seksepali olduğunu belirten Jenny Shimizu, pop kraliçesiyle ilişkisi boyunca onun tüm isteklerini adeta köle gibi yerine getirdiğini ve ünlü şarkıcıya hiç bir zaman hayır demediğini iddia etti. Ünlü İngiliz yönetmen Guy Ritchie ile evli olan Madonna’yla bekarken birlikte olduğunu hatırlatan Jenny Shimizu’nun iddialarına göre, lezbiyen model Madonna ile ilişkisini Angelina Jolie ile birlikteyken devam ettirmiş.
Nuri Bilge Ceylan'ın yeni filmi "İklimler" Cannes Film Festivali'nde yarışmaya seçildi. Belma Baş'ın filmi "Poyraz" da Kısa Filmler Yarışması'nda Altın Palmiye adayı oldu
59. Cannes Film Festivali resmi programına bu yıl Türkiye'den biri uzun, biri kısa metrajlı iki film seçildi. 2003'te, "Uzak" adlı filmiyle Jüri Büyük Ödülü ve En İyi Erkek Oyuncu ödülleri kazanan yönetmen Nuri Bilge Ceylan'ın yeni filmi "İklimler", Altın Palmiye'ye yine aday gösterildi. Belma Baş'ın kısa filmi "Poyraz" ise Kısa Filmler Yarışması'da Altın Palmiye adayı oldu.
Almodovar'la rekabette Belirgin bir nedeni olmadan mutsuzluğa sürüklenen bir çifti konu alan "İklimler"de başrolleri yönetmen Nuri Bilge Ceylan ile eşi Ebru Yapıcı Ceylan üstleniyor. Ceylan'ın bu yılki rakiplerinin hepsi dünya sinemasının önde gelen isimleri. Aralarında daha önce de Cannes'da ödül kazanan Pedro Almodovar, Nanni Moretti, Ken Loach, Richard Linklater gibi ustalar yer alıyor. Baş'ın "Poyraz"ı ise dağlık bir köyde yaşlı akrabalarıyla yaşayan bir çocuğun gözünden hayatı ve ölümü anlatıyor.